DEPREME GÜVENLİ YAPILAR

Deprem Risklerinin Önceden Bilinmesinin Önemi

Deprem riskinin kırsal bölgelerde can ve mal kaybına neden olma riskinin alt yapının olduğu kentsel bölgelere göre çok düşük olduğunu belirtiyor. Deprem tehlikesini ise başlı başına farklı bir durum olarak nitelendiriyor. Deprem tehlikesini değiştirmenin mümkün olmadığını ama deprem tehlikesinden etkilenecek yapıları depreme dayanıklı hâle getirerek, insanların daha bilinçli olmasını sağlayarak ve alt yapıyı güvenli yaparak söz konusu yapıların yarattığı riskleri azaltmamın mümkün olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Erdik ve ekibi deprem riskinin tespitiyle ilgili çalışmalar yapıyor. Örneğin, beklenen İstanbul depremi meydana geldiği zaman gerçekleşecek can kaybının ve mali kayıpların ne kadar olacağına, hangi hastanelere ulaşılabileceğine, hangi köprülerin ayakta kalabileceğine dair öngörülerde bulunuyor. Bu tip çalışmaların en büyük avantajlarından biri, yerel yöneticilere ve hükümete bir deprem sonrasında neler yaşanabileceğini somut olarak anlatmak. Diğer bir avantajı ise depreme maruz kalacak envanterin bilinmesi ve deprem sonrasında hızlı bir hesap yapılarak arama ve kurtarma ekibinin doğru yerlere yönlendirilmesinin sağlanması.

Deprem riskinin önemli boyutlarından biri de deprem sigortası. Doğal afet sigortası kapsamında ödenen primlerin tespiti için deprem riskinin bilinmesi gerekiyor. Eğer deprem riski sıfır ise prim ödemek gerekmiyor ama deprem riski yüksek ise o zaman da ödenecek primler de yüksek oluyor. Örneğin, bir köprü inşa edildiği zaman depremde hasar görme riskine göre sigorta primi hesaplanıyor. Doğal olarak, sigortacıların imkânlarının meydana gelebilecek tüm hasarları karşılamaya yetmemesi ihtimaline karşı sigorta şirketi de kendini güvenceye almak zorunda. Prof. Dr. Erdik’in bu konuyla ile ilgili çalışmaları ve hazırladığı programlar var. Prof. Dr. Erdik, deprem sırasında yapılması gerekenlerin anlatılmasının görevlerinin ilk aşaması olduğunu, asıl amaçlarının deprem sonrasında hayatı hızlı bir şekilde normale döndürmek olduğunu belirtiyor. En çok merak edilen konuya geliyoruz: İstanbul depremi. Prof. Dr. Erdik, deprem de dâhil olmak üzere, doğadaki her olayın belli olasılıklarla meydana geldiğini ve İstanbul’da bir deprem yaşanma olasılığının yıllık %2-3 kadar olduğunu belirtiyor ve bu olasılığın değişmesi için Marmara’da yeni bir büyük depremin yaşanması gerektiğini belirtiyor.

İkibin Yıllık Birikim

İstanbul’da 20 milyon yıldır depremler meydana gelmesine karşın bu konuda çalışan bilim insanları yalnızca son 2000 yıldır yaşanan depremleri bilebiliyor. Depremlerin tarihine sadece son 2000 yılı kapsayan bir pencereden bakılabildiği için de ancak olasılıklar verilebiliyor. Prof. Dr. Mustafa Erdik, depremin gerçekleşeceği zamanla ilgili bilgiyi dünyada hiçbir bilim insanının veremeyeceğini vurguluyor. Kuzey Anadolu Fay Hattı’ndaki depremler karakteristik denilen depremler. Fay hattında uzun yıllar biriken enerji büyük bir depreme neden oluyor. Prof. Dr. Erdik, bu fay hattında küçük depremler yaşanmadığı için İstanbul’da beklenen depremin şiddetinin deprem büyüklüğü açısından 7 veya daha üstü, konumunun da Marmara Denizi’nden geçen Ana Marmara Fay Hattı üzerinde olacağını söyleyebileceklerini ancak zamanı hakkında bir şey söylemenin mümkün olmadığını belirtiyor ve ekliyor: “10 saniye sonra da olabilir 50 yıl sonra da”.

Asıl mesele ise İstanbul’da meydana gelebilecek depremde kayıpları en aza indirebilmek. Bunun da iki temel şartı olduğunu belirtiyor Prof. Dr. Erdik. Bunlardan ilki yeni inşa edilecek yapıların mevcut deprem riskini artırmamasını sağlamak ve ikincisi ise mevcut deprem riskinin azaltılması yönünde önlemler almak. Bu şartlardan birincisinin uygulanması için deprem etkilerini göz önünde bulunduracak şekilde düzenlenmiş arazi kullanım planlarının yapılması; tüm binaların, altyapıların ve şebekelerin depreme dayanıklı bir biçimde projelendirilerek inşa edilmesi gerekiyor. İkinci şartın sağlanması içinse deprem performansı yetersiz bina, altyapı ve şebekelerin yenilenmesinin yanında acil durum plan ve programlarının hazırlanarak uygulanmaya konması büyük önem taşıyor

TÜRKİYE’ DE DEPREM ARAŞTIRMALARI

Türkiye’de deprem araştırmaları diğer pek çok disipline göre hayli gelişmiş bulunmaktadır. Prof. Dr. Mustafa Erdik İstanbul’da depremle ilgili bilinenlerin dünyadaki pek çok yerle, örneğin İstanbul ile benzer deprem tehlikesi olan San Francisco ve Tokyo ile başa baş olduğunu belirtiyor. Ama asıl meselenin araştırma yapmanın ötesinde, yapılan araştırmaların ve çalışmaların uygulanması ve hayata geçirilmesi olduğunu söylüyor. En iyi araştırmayı yapıp bunun raflarda duran bir yayın olarak kalmasının anlamı olmadığını, araştırmaların hayata geçirilmesinin yolunun hem eğitimden hem de bu uygulamalar için talep yaratmaktan geçtiğini vurguluyor.

Depremler için erken uyarı sisteminin önemi büyük. Prof. Dr. Erdik, Kandilli Rasathanesi bölgesi için büyük bir depremi 6-7 saniye önceden öğrenebileceklerini ancak insanlar açısından 6-7 saniyede yapılabilecek çok fazla bir şey olmadığını ama kritik bir tesis açısından bu sürenin çok büyük önem arz ettiğini belirtiyor. Bazı bölgelerde deprem sonrası patlamaları önlemek için doğal gazın ya da elektriğin kesilmesi çok önemli. Bugün erken uyarı sistemini İstanbul’da en iyi uygulayan birimin İGDAŞ olduğunu öğreniyoruz Prof. Dr. Erdik’ten. İGDAŞ’ın Kandilli Rasathanesi’nin işbirliği ile kurduğu, aralarında bir iletişim ağı olan yaklaşık 800 cihazdan oluşan deprem uyarı sistemi dünyanın en iyilerinden biri. Bu sistemde, herhangi bir şekilde, belirli bir büyüklüğün üstünde bir sarsıntı olduğu zaman otomatik valfler sayesinde gaz kesiliyor. Kamuya ait kurumlar da bu konuda bilinçli. Hem Marmaray’da hem de Avrasya Tüneli’nde trafiği erken durdurma sistemleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Erdik, örneğin bir petrokimya tesisi kurulurken büyük bir deprem anında tesiste operasyonların durdurulması gerektiği göz önünde bulundurulmalı, tesise ruhsat vermek için erken uyarı sistemi olmalı ve uygun şekilde çalıştığı denetlenmeli diyor

Kültürel Mirasların Deprem den korunması

Prof. Dr. Erdik depremden sonra can kaybının ve kaybolan tarihi ve kültürel varlıkların bir daha yerine konulamayacağını söylüyor. Belirli kontrollerle, deprem şartnamesinin uygulanmasıyla ve belli bir disiplinle can kaybının en aza indirilmesinin sağlanabileceğini ancak tarihi ve kültürel varlıkları depremde korumanın oldukça zor olduğunu belirtiyor. Tarihi bir yapıyı depreme karşı güçlendirmenin zor bir işlem ve süreç olmasından, bu konuda çalışacak insan sayısının azlığından ve izin alınması gereken merci sayısının çok fazla olduğundan söz ediyor. Tarihi ve kültürel varlıkların korunmasına özellikle katma değeri yüksek çalışmalarla başlamak, yani minimum harcamayla maksimum koruma sağlamak gerekiyor.

Örneğin, müzelerde sergilenen çok değerli eserlerin altına depremle ilgili yalıtım sistemlerinin yerleştirilmesi bu yönde bir adım olabilir. Bu tip çalışmalar Topkapı Sarayı’nda ve bazı müzelerde yapılmış ancak daha pek çok müzede benzer koruma önlemlerinin alınması şart. Bu konudaki diğer bir önemli madde ise geçici tedbirlerle de olsa, depremde tarihi yapıların ayakta kalması. Örneğin, tarihi yapının etrafına geçici iskele ve payandalar kurarak deprem sırasında ayakta kalmasını sağlamak mümkün.

Ancak yapılan tadilatlar ile 1840 yıldır ayakta dura Hagia Sofia bu süre içinde 3 ü ağır olmak üzere 10 kez hasar görmüştür.

Depreme dayanıklı bina tasarım yarışması

DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) tarafından düzenlenen ve başkanlığını Prof. Dr. Mustafa Erdik’in yürüttüğü Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’na üniversitelerin inşaat mühendisliği bölümünün son sınıf öğrencileri katılabiliyor. Yarışmanın amacı inşaat mühendisliği öğrencilerine depreme dayanıklı yüksek bina tasarımı ve maket yapımı aşamalarında çalışma fırsatı sunmak, deprem mühendisliği disiplinini tanıtmak, öğrencileri bu alanda uzmanlaşmaları için özendirmek ve deprem ve depreme dayanıklı bina bilincini artırmak olarak özetlenebilir. Yarışma çerçevesinde, katılımcılar balsa ağacı çıtalarından belirli ağırlıkta ve belli kriterlere uygun, 20-30 katlı bina modeli yapıyor. Öğrenciler tam ölçekli bina yapmıyor olsa da küçük ölçekli bir binanın mimari modelini geliştiriyor, projesini hazırlıyor ve onu inşa ediyor. Bir sarsıntı yaşanması durumunda model binadaki davranışın ne olacağı analitik olarak bilgisayar programıyla hesaplanıyor. Bu hesaplar, doğrusal davranış göz önünde bulundurulursa, binanın ölçeğine bağımlı değil. Bu nedenle, yapılan hesap doğruysa küçük ölçekte de büyük ölçekte de aynı sonuç alınıyor. Hazırlanan bina maketleri sarsma masası üzerine yerleştiriliyor ve deprem simülasyonu yapılıyor. İçlerinde en iyi deprem performansı gösterene ödül veriliyor. Böylece yarışmacılar deprem performansına göre bir yapının nasıl tasarlanması gerektiğini öğreniyor . _ _ _ _ _ _ DASK Depreme Dayanıklı Tasarım Yarışması, 2003 yılından beri ABD’de Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenen Sismik Tasarım Yarışması’nın Türkiye versiyonudur. Konsepti ve mekanizması ile birlikte Türkiye’de ve dünyada büyük yankı uyandıran DASK Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması hem ulusal hem de uluslararası arenada birbirinden prestijli ödüller kazanmıştır. Beşinci yarışmanın finali 7-8 Nisan 2019 İstanbul Osmanlı Arşivleri’nde düzenlenecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

” Bu web sitesinde paylaşılan içerikler tamamen bilgi amaçlı olup, bir resmi belge niteliği taşımaz.”

Kaynak : Bilim ve Teknoloji, Yıl 52 Sayı 615, Sayfa 13,14,15,16,17,18,19 Prof. Dr. Mustafa  Erdik